06 Ağustos 2020 - Perşembe

SEKSENLİ DOKSANLI YILLARDA İSKİLİP DÜĞÜNLERİ (1)

Yazar - LEYLA ARMAĞAN ( Mini mini hikayeler)
Okuma Süresi: 6 dk.
LEYLA ARMAĞAN  ( Mini mini hikayeler)

LEYLA ARMAĞAN ( Mini mini hikayeler)

miniminihikayeler@gmail.com -
Google News

                                           SEKSENLİ DOKSANLI YILLARDA İSKİLİP DÜĞÜNLERİ (1)

          Sizi bu gün biraz eskilere götürmek istiyorum. Hafızamı zorlayarak hatırladığım en eski düğünleri anlatmaya çalışacağım sizlere. Sizlerde yorumlarınızla kendi memleketinizin düğünlerini anlatırsınız. Böylece kısa bir süre olsa da zamanda bir yolculuk yapmış oluruz. Gerçi çoğunuz biliyorsunuz ama bilmeyenler için söylüyorum benim memleketim Çorum İskilip.
Memleketimin düğünleri üç gün üç gece sürerdi. Cuma gecesi başlardı. İlk gece denirdi. İlk gece kadınlar kendi aralarında eğlenirdi. Bahçeye yada sokağa sandalye dizilir. Uzatma kablo çakilir, birkaç ampul yakılırdı. O yılların gözdesi müzik setine iki haparlor ekledin mi iş tamamdır.
         O yıllarda erkekler ayrı kadınlar ayrı eğlendiği için kızlar normalde kapalı bile olsalar düğünde son derece süslü olurlardı. Düğün üç gün sürdüğü için her gün için kıyafet bulmak zordu. Ama buna çok güzel çözüm bulurduk. Kuzenlerle yada arkadaşlarla kıyafet değiş tokuş yapardık.
O zamanların modası taşlanmış ipekten, tafta kumaşından omuzları vatkalı elbiseler vardı. Hazırlığa bir gece önce başlar, saçlarımızı yıkayıp bigudilerle sararak uyurduk. O zamanlar moda olan Hülya Avşar ve Serpil Çakmak'lının, Ajda Pekkan'ın saçı gibi yapardık. Biraz daha entel olanlar ise Sezen Aksu gibi yapardı saçını. Kuyruk falan bırakırdı. Kelebek tokalar, horoz tokalar pek modaydı. Şimdi düşünüyorumda o kadar bigudilerle nasıl uyurduk acaba?
           Bir tesettür kavramı da yoktu o zamanlar. Düz dar etek çok modaydı. İdeal etek boyu diz kapağından dört santim aşağısı olarak kabul edilirdi. Mutaasıp ailelerin dizden bir karış aşağıda olurdu ki oda kısadır. Bütün kızlar açık kapalı aynı giyinirdi. Kapalı olanlar kahkülün üstünden bir yarım eşarp bağlar, üstüne kısacık pardüsü giyerdi o kadar. İnanmayanlar eski aile fotoğraflarına baksın. O loş ışıkta takılar pırıl pırıl parlar, rüzgarın serinliğinde çekirge sesi müzik sesine karışırdı. Genelde yazın olurdu bizim oranın düğünleri. En sıcak havalarda olurdu. Ama köylerde harman kalkması beklenirdi. Köylerde güzün olurdu düğün. Yaşlılar ömrün uzun, düğünün güzün olsun diye dua aderlerdi. Su falan istediklerinde verince. Ortada oynayacak yer bırakılır dört kenarına sandalye dizilirdi. Birinci sıraya gelin, genç kızlar, genç gelinler otururdu. Kızlar saç yapar sadece sürme çekerdi. Makyaj yapması ayıp sayılırdı. Gelinler makyajlı olurdu. Kızlar makyaj yaparsa gelin gibi boyanmış der ayıplanırdı.
        Oyun kaldırıcı kadın vardı. Düğün sahipleri hariç kimse kendiliğinden kalkıp oynamazdı. Ayıp sayılırdı. Oyun kaldırıcı sıra ile kaldırırdı. Oynamaya kalkmamak gibi bir şansın yoktu. Oyun kaldırıcının elinde kocaman değnek olurdu. Kalkmayana indirir, elinden çekip zorla kaldırırdı. Sonra kızın yerine oturur kız ayakta kalır oynamayınca yer vermezdi.
Bekar oğlu olanlar kız beğenirdi düğünde. Gözüne kestirdiği kızı oyun kaldırıcıya bahşiş vererek tekrar tekrar oynamaya kaldırır iyice bakardı. Beğenirse sorar soruşturur evini öğrenirdi. O yıllarda evlilikler hep görücü usulü olurdu genelde.
Çocuk gelin diye bir kavramda yoktu. En uygun yaş onaltı onsekiz yaş olarak görülürdü. Onüç ondört yaşında evlenenlerde vardı. Biz şanslıydık aslında benim ailem erken evliliğe karşıydı. Kardeşlerimde bende yirmili yaşlarda evlendik. Ama arkadaşlarımın yarısından fazlası onsekiz yaşına gelmeden evlendi.
Bizim zamanımızda aileler karar verince gençler birbirini görsün derlerdi. Damat annesi ile gelir, kız kahve ikram eder birbirini görürdü. Ne kadar görürse artık. Utancından bakabilirse. Bizden bir nesil öncesi ise gerdek gecesi görürmüş. Siz çok şanslısınız derlerdi bize.
            Nişanlanınca ailecek gelirler kızla oğlan uzaktan görüşürdü. Aynı mahallede bile olsa mektup yazılırdı. Görümceden yada ayakkabısına koyarak, çaktırmadan eline tutuşturarak.
Şimdiki gibi telefon yoktu mektup verilirdi. Postadan gönderende vardı.
Gizlice buluşanlarda yok değildi hani.
Bir ablamız anlatmıştı. Nişanlanmış bir kere kahve tutarken görüşmüş. Utancından yüzüne bakamamış. Sonra oğlan askere gitmiş. İşin tuafı oğlanda bakamamış. Tanımadığım nişanlımla aylarca mektuplaştık derdi. Otuz kırk sene geçtiği halde üstünden o mektupları hala saklıyoruz derdi. Neyse biz düğünün ilk gecesinde kalmıştık. İlk gece bayanlar kendi aralarında bir iki saat eğlenirler sonra herkes evine dağılırdı.
Yatmadan saçlarımızı yıkar, su kaynatır içine bigudileri atarak bir süre beklerek bigudiler ısınınca saçımızı sararak ertesi günü olacak kına gecesi için hazırlanırdık. Bigudilerle uyurduk.

( Devamı Haftaya)

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.